Yeni döndüm dolaştım sütyen mevzusuna geldim.. Iki hafta önce uğruna ta Ingilterelere gittiğim sütyen kursu ışığında çevremdeki arkadaşlarımı ölçmeye başladım. Kursta kadınların %70’inin yanlış beden sütyen giydiği söylenmişti, benim çevremde bu oran %85’lerde falan herhalde bunun sebebi arkadaşlarımın da anne olması ve üşenip iki üç sene önce aldıkları sütyenleri giymeleri..
Aşağıdaki nedenlerden dolayı sütyen bedeni değişir:
-Hamilelik
- Süt verme
- Hormon tedavisi
- Doğum kontrol hapı
- Menapoz
-Egzersiz
-Diyet değişiklikleri
En iyi arkadaşlarımdan birinin bedeni 70D iken (bir hayli kilo verdi), 80C beden sütyen giydiğini tespit ettim. Pes dedim yani, pes.. Hamileliğinin ilk döneminde almış, ‘rahat’ diye giyiyormuş. Bir de iyi para vermiş , kaliteli bir markanın iyi bir sütyeni, atmaya kıyamamış. Bu bedeni giymeye devam ederse yakında memelerinin dizlerine ulaşacağını söyledim tabii…
Yeni döndüm dolaştım sütyen mevzusuna geldim.. Iki hafta önce uğruna ta Ingilterelere gittiğim sütyen kursu ışığında çevremdeki arkadaşlarımı ölçmeye başladım. Kursta kadınların %70’inin yanlış beden sütyen giydiği söylenmişti, benim çevremde bu oran %85’lerde falan herhalde bunun sebebi arkadaşlarımın da anne olması ve üşenip iki üç sene önce aldıkları sütyenleri giymeleri..
Aşağıdaki nedenlerden dolayı sütyen bedeni değişir:
-Hamilelik
- Süt verme
- Hormon tedavisi
- Doğum kontrol hapı
- Menapoz
-Egzersiz
-Diyet değişiklikleri
En iyi arkadaşlarımdan birinin bedeni 70D iken (bir hayli kilo verdi), 80C beden sütyen giydiğini tespit ettim. Pes dedim yani, pes.. Hamileliğinin ilk döneminde almış, ‘rahat’ diye giyiyormuş. Bir de iyi para vermiş , kaliteli bir markanın iyi bir sütyeni, atmaya kıyamamış. Bu bedeni giymeye devam ederse yakında memelerinin dizlerine ulaşacağını söyledim tabii…
Bir sonraki yazı ‘sütyen bedeni nasıl alınır’ olacak..
dinsdag 20 oktober 2009
zaterdag 17 oktober 2009
FIRAT

Eğer çocuğunuzla her gün bilinçli olarak en yarım saat ilgilenmezseniz, ve onu kanalize etmezseniz büyük ihtimalle Fırat gibi olacaktır.
Uğur Gürsoy’un biricik karakteri, Avni’den beri gelmiş geçmiş en şirin karakter...
Onun için ‘çocuk gibi çocuk’ diyebilirsiniz tabii..
Ama o evde yeterince oyuncağı olmayan, annesinin tekerlemeler bilmeceler öğretmediği, gerçek bir oyun bahçesine hiç ayak basmadan, televizyonun çocuk bakıcısı olarak görüldüğü bir evde büyüyor..
zondag 4 oktober 2009
Evsiz çocuklar, savaş çocukları ve öksüzler..
Kızıma evsiz çocuk, sokak çocuğu kavramını anlatamıyorum. Anlatmak istediğimde gözlerim doluyor..
Dünyanın bir yerince çocukların başlarına bombalar yağdığını da anlatamıyorum..
Ve bu çocukların ve diğerlerinin annesiz ya da babasız yaşamak zorunda olduklarını ona nasıl anlatırım bilemiyorum. Ama anlatmam lazım,
Hayat ne yazık ki benim dilimin döndüğünden çok daha acımasız.
Sosyal bilincin gelişmediği ülkelerde insanlar çocukların sokaklarda yaşamasına göz yumuyor. Bilmiyorlar ki heba ettikleri kendi hazineleri, eziyet ettikleri de kendi öz benlikleri..
Yetimi korumayan toplumların kalkınması da bu yüzden imkansız.
Belki o sokakta yatan çocuk kansere AIDS’e çare bulacak kapasitede. Ya da öyle bir buluş yapacak ki Türkiye’nin enerji sorununu çözecek..
Bizim çocuğumuz, başkasının çocuğu diye bir şey yok aslında..
Hepimizin ihtiyaç halindeki çocuklar için birşeyler yapması gerek. Onlar için, kendimiz için, dünya için, Allah rızası için..
Mesela önümüzdeki kurban bayramından önce en yakın yetiştirme yurduna ihtiyaçlarını sorun.. Eğer kabul ederlerse kurbanınızı oraya bırakın.. Birçok yurdun kendi kesim yeri var.
Ama derisini orada bırakın. Çünkü o deri kurbanın geri kalanından da değerli, yurda para getiriyor çünkü.. Aramışken sorun bakalım çocukların ne ihtiyacı var, diş fırçası, şampuan, okul defteri, boya kalemi, giyim eşyası, okul çantası.. Eğer sizin konuştuğunuz müdüre de benim konuştuğum yurt müdüresi gibi o çocuklar için kendini paralayan bir insansa duyduğunuz liste karşısında şaşıracaksınız.
Dünyanın bir yerince çocukların başlarına bombalar yağdığını da anlatamıyorum..
Ve bu çocukların ve diğerlerinin annesiz ya da babasız yaşamak zorunda olduklarını ona nasıl anlatırım bilemiyorum. Ama anlatmam lazım,
Hayat ne yazık ki benim dilimin döndüğünden çok daha acımasız.
Sosyal bilincin gelişmediği ülkelerde insanlar çocukların sokaklarda yaşamasına göz yumuyor. Bilmiyorlar ki heba ettikleri kendi hazineleri, eziyet ettikleri de kendi öz benlikleri..
Yetimi korumayan toplumların kalkınması da bu yüzden imkansız.
Belki o sokakta yatan çocuk kansere AIDS’e çare bulacak kapasitede. Ya da öyle bir buluş yapacak ki Türkiye’nin enerji sorununu çözecek..
Bizim çocuğumuz, başkasının çocuğu diye bir şey yok aslında..
Hepimizin ihtiyaç halindeki çocuklar için birşeyler yapması gerek. Onlar için, kendimiz için, dünya için, Allah rızası için..
Mesela önümüzdeki kurban bayramından önce en yakın yetiştirme yurduna ihtiyaçlarını sorun.. Eğer kabul ederlerse kurbanınızı oraya bırakın.. Birçok yurdun kendi kesim yeri var.
Ama derisini orada bırakın. Çünkü o deri kurbanın geri kalanından da değerli, yurda para getiriyor çünkü.. Aramışken sorun bakalım çocukların ne ihtiyacı var, diş fırçası, şampuan, okul defteri, boya kalemi, giyim eşyası, okul çantası.. Eğer sizin konuştuğunuz müdüre de benim konuştuğum yurt müdüresi gibi o çocuklar için kendini paralayan bir insansa duyduğunuz liste karşısında şaşıracaksınız.
Kabus.. Sinüzit..
Her kış yeniden başlar, başağrıları, dolu sinüsler beni delirtir.
Almadığım antibiyotik kalmadı.. Hatta üst dişlerimin bir kısmı bu dert yüzünden kanal tedavisi gördü..
Bence bu dertten kurtulmanın yolu antibiyotikte falan değil, kronik birşey zaten. Dünyanın en yaygın ve en çok çektiren hastalıklarından birisi olmasına rağmen kimse bu konuda konuşmaz. Bu yüzden sevdiğim yazar Seth Godin bile bu konuya değinince konuşmadan edemedim. Bilinçli olalım efendim.
Bilhasa çocuklarımızı kışın havuza spora gidiyorlarsa çıkınca bir güzel sarıp sarmalayalım. Ipek saçları kurutalım.
Seth Godin her gün iki kaşık elma sirkesi içmenin sinüzite iyi geldiğini söylüyor ama ben kendim denemeye cesaret edemedim. Bir de şöyle bir alet tavsiye etmiş:
http://www.goodmans.net/item.asp?n=GN-HP100&k=GN-HP100&sc=NXTG
Burnu temiz tutmak çok öneli yani..
Aman hasta olmayalım biz hasta olunca evdekilerin yaşam kalitesi düşüyor.
Almadığım antibiyotik kalmadı.. Hatta üst dişlerimin bir kısmı bu dert yüzünden kanal tedavisi gördü..
Bence bu dertten kurtulmanın yolu antibiyotikte falan değil, kronik birşey zaten. Dünyanın en yaygın ve en çok çektiren hastalıklarından birisi olmasına rağmen kimse bu konuda konuşmaz. Bu yüzden sevdiğim yazar Seth Godin bile bu konuya değinince konuşmadan edemedim. Bilinçli olalım efendim.
Bilhasa çocuklarımızı kışın havuza spora gidiyorlarsa çıkınca bir güzel sarıp sarmalayalım. Ipek saçları kurutalım.
Seth Godin her gün iki kaşık elma sirkesi içmenin sinüzite iyi geldiğini söylüyor ama ben kendim denemeye cesaret edemedim. Bir de şöyle bir alet tavsiye etmiş:
http://www.goodmans.net/item.asp?n=GN-HP100&k=GN-HP100&sc=NXTG
Burnu temiz tutmak çok öneli yani..
Aman hasta olmayalım biz hasta olunca evdekilerin yaşam kalitesi düşüyor.
zondag 20 september 2009
Okula başladık..
Mutluanne’deki son yazımdan beri hayatımdaki en muhteşem değişiklik kızımın okula başlaması.
Kendisi son altı aydır kreşe gitmeyi aktif olarak reddediyordu. Grubundaki en gelişmis çocuk olduğundan oynayacak kimse bulamıyordu. Oyun arkadaşlarının devamlı kakalarını popolarına yapmalarından dertliydi. Kreşteki öğretmenlerden de soğuyunca ne olduğunu anlamadan bırakmak zorunda kaldık.
Bana çok zor oldu, altı aydır geceleri çalışıyor, gündüz onun gelişimiyle ilgileniyordum.
Iki hafta önce bir tanem okula başladı.. Biraz duygulandım tabii.. Sonra işime gücüme baktım, zira işler birikmiş ve bircok projemi zamansızlıktan askıya almıştım.
Türkiye’de okul 6 yaşında başlıyor, ama bence bu çok geç..
Bir çocuk dört yaşında okula başlamalı, zira bu Avrupa’da böyledir, hatta bazı ülkelerde daha erkendir.
Evde ne kadar onunla ilgilensem de, eve arkadaşlarını çağırsam, bilmeceler çözdürüp dergilerle çalıştırsam da ona okulun –ve profesyonel bir eğitmenin- sağlayacağı imkanları sağlayamayacaktım.
Okul öncesi eğitim çok önemli, Türkiye’de ilkokula başlayana kadar zır cahil ( ne kadar iyi niyetli olsalar da..) bakıcıların elinde apartmanlardan çıkmadan büyüyen çocuk çok. Ne olur çocuğumuz üç-üç buçuk yaşına gelince bir okul araştıralım, bilimsel çalışan, tecrübeli ve sevimli öğretmenlerin çalıştığı bir okul..
Kendisi son altı aydır kreşe gitmeyi aktif olarak reddediyordu. Grubundaki en gelişmis çocuk olduğundan oynayacak kimse bulamıyordu. Oyun arkadaşlarının devamlı kakalarını popolarına yapmalarından dertliydi. Kreşteki öğretmenlerden de soğuyunca ne olduğunu anlamadan bırakmak zorunda kaldık.
Bana çok zor oldu, altı aydır geceleri çalışıyor, gündüz onun gelişimiyle ilgileniyordum.
Iki hafta önce bir tanem okula başladı.. Biraz duygulandım tabii.. Sonra işime gücüme baktım, zira işler birikmiş ve bircok projemi zamansızlıktan askıya almıştım.
Türkiye’de okul 6 yaşında başlıyor, ama bence bu çok geç..
Bir çocuk dört yaşında okula başlamalı, zira bu Avrupa’da böyledir, hatta bazı ülkelerde daha erkendir.
Evde ne kadar onunla ilgilensem de, eve arkadaşlarını çağırsam, bilmeceler çözdürüp dergilerle çalıştırsam da ona okulun –ve profesyonel bir eğitmenin- sağlayacağı imkanları sağlayamayacaktım.
Okul öncesi eğitim çok önemli, Türkiye’de ilkokula başlayana kadar zır cahil ( ne kadar iyi niyetli olsalar da..) bakıcıların elinde apartmanlardan çıkmadan büyüyen çocuk çok. Ne olur çocuğumuz üç-üç buçuk yaşına gelince bir okul araştıralım, bilimsel çalışan, tecrübeli ve sevimli öğretmenlerin çalıştığı bir okul..
Yeniden Selam!
Türk Telekom mutluanne.org’un bağlı olduğu webs.com sitesine erişimi engelledikleri için geçici olarak yazılarıma buradan devam edeceğim.
Mutluanne.org’da bir hayli bilgi birimişti. Anne bebek bakımı üzerine bilginin malesef bir hayli kıt olduğu ülkemizde, faydalı olduğuna inandığım bilgilere erişimin devlet eliyle engellenmesi çok üzücü.
Bu arada bir numaralı arkadaşım, kankim doğum yaptı ve ben ona birçok şeyi yanına gidip anlatana kadar anne sütü konusunda herhangi bir fikri olmayan bir doktorun elinde bebeğine mama vermeye başlamış.. Zavallı bebek birhayli kabız ve halsizdi. Annesine biraz gaz biraz da bilgi verince emzirme kendiliğinden yoluna girdi.
Türk telekom mutluanne.org’a girişi engellemeden önce de annelerden çok teşekkür maili alırdım. Faydalı olmak çok güzel birşey.
En kısa zamanda mutluanne.org’un en faydalı içeriklerini buraya taşıyacağım..
Ben buradayım efendim, yine beklerim..
Mutluanne.org’da bir hayli bilgi birimişti. Anne bebek bakımı üzerine bilginin malesef bir hayli kıt olduğu ülkemizde, faydalı olduğuna inandığım bilgilere erişimin devlet eliyle engellenmesi çok üzücü.
Bu arada bir numaralı arkadaşım, kankim doğum yaptı ve ben ona birçok şeyi yanına gidip anlatana kadar anne sütü konusunda herhangi bir fikri olmayan bir doktorun elinde bebeğine mama vermeye başlamış.. Zavallı bebek birhayli kabız ve halsizdi. Annesine biraz gaz biraz da bilgi verince emzirme kendiliğinden yoluna girdi.
Türk telekom mutluanne.org’a girişi engellemeden önce de annelerden çok teşekkür maili alırdım. Faydalı olmak çok güzel birşey.
En kısa zamanda mutluanne.org’un en faydalı içeriklerini buraya taşıyacağım..
Ben buradayım efendim, yine beklerim..
Abonneren op:
Reacties (Atom)